Yardım Kanadı
- Irmak Üzüm
- Aug 23, 2021
- 5 min read

Hareli güvercin yuvasına doğru süzüldüğünde bir de ne görsün, yuvası telef edilmiş, darmadağın halde. Halbuki o güzel yuvayı yapmak için ne de çok uğraşmıştı. Kesin yuvanın görkeminden çekinen ve onu kıskanan diğer güvercinlerden biri yapmıştı bu kötülüğü. Kasten yapıldığı besbelliydi. Ne yapacaktı şimdi? Nisan ayı gelmiş çiftleşme dönemi başlamıştı. Birçok tanıdığı çoktan yuvalarını tamamlamış, eşlerini bulmuş ve kuluçkaya yatmışlardı. Kendisinin ise işi çok zordu. Yuvasız bir güvercine hangi dişi, neden yüz versindi? Gerçi geçen gün boynu allı bir dişiyle yakınlaşmıştı ama şimdi ondan da umudu kesmesi gerekecekti. Artık bu mahallede istenmediği belliydi, yoksa kimse böyle bir şeye cüret edemezdi. Halbuki herkesle de iyi anlaşırdı ama birine yanlış yapmış, birinin canını sıkmış olacaktı ki başına bunlar gelmişti. Bizim hareli güvercin boynu bükük, umutsuz bir halde havalandı ve kimseyle vedalaşmadan mahallesini terk etti.
Gökyüzünde süzülürken kendini oldukça iyi hissetti hatta bir ara başına gelenleri unuttu bile ama olan olmuştu işte. Bunu değiştiremezdi. Geleceği ile ilgili tüm planlarının bir anda yıkıldığını düşündükçe içi daraldı ve ne yapacağını bilemeden saatlerce bulutların arasında uçtu. Artık güneş batmaya başlamıştı ve kendine yeni bir yuva kurana kadar kalacak bir yere ihtiyacı vardı. Daha önce hiç yuvasız kalmamıştı. Hâlâ çok gençti, annesinin sıcak yuvasından ayrılalı daha ancak birkaç ay olmuştu. Bu süreçte de tanıdıklarının yardımıyla kurduğu yuvasında kalmış, hiç zorluk çekmemişti. Şimdi ise gidecek bir yeri, kimsesi yoktu, yapayalnız kalıvermişti. Bu saatten sonra annesinin yanına dönecek hali yoktu. Çocukluk arkadaşları da kendi yollarını bulmuşlar, onunla ilişkilerini kesmişlerdi. Keşke bir geceliğine olsun yanında kalabileceğim birisi olsaydı diye iç geçirirken birden titreyiverdi ve etrafına bakındığında içini bir korku kapladı. O, derin düşüncelere dalmışken alacakaranlık geçip gitmiş, yerini zifiri karanlığa bırakmıştı. Acilen konacak bir yer bulması gerekiyordu. Karanlık çöktüğünde aylak aylak gezinen yuvasız kuşların başına kötü işlerin geldiği konusunda az hikâye duymamıştı.
Gökyüzünün korkutucu karanlığından şehrin ışıklı sokaklarına hafif bir iniş yaptı ve kendine geceyi geçirmeye uygun bir köşe aramaya başladı. Günün bitmesine rağmen şehir hâlâ oldukça kalabalık ve gürültülüydü. Bu canlılık bizim güvercine bir umut ışığı gibi geldi ve kendine olan güvenini arttırdı. Çok sürmeden kendine tüneyecek bir pervaz buldu ve huzurlu bir gece geçirmeyi umarak gözlerini yumdu. Ancak işler onun istediği gibi gitmedi. Daha sabahın ilk ışıkları görünmeden acı içinde uyandı. Endişeyle önce vücudunu sonra da etrafını kolaçan etti ve sorunun ne olduğunu anladı. Küçücük pervazın her bir yanı cam kırıkları içindeydi. Kim, böyle bir şeyi neden yapardı? Kimseye bir zararı yoktu ki. Tek istediği biraz dinlenmek, geceyi güvenli bir yerde geçirmekti. Birileri onun bu girişiminden rahatsız olmuş olacak ki sırf canını yakmak için böyle bir işe girişmişlerdi. Kanadındaki cam parçalarını temizler temizlemez bu korkunç yerden uçup gidecekti. Ancak bu iş beklediğinden daha uzun sürdü, bazı cam parçaları kanatlarına saplanmış ve derin yarıklar açmıştı. Canı yana yana kanadındaki camları gagasıyla çekip çıkardı ve bir daha dönmemek üzere buradan uçup gitti. Onların istediği de bu olsa gerekti.
Bir süre şehrin üstünde turladıktan sonra artık uçmaya takati kalmadığını fark etti ve ilk gördüğü çalılığın oraya sığınıverdi. Çalılığın kuytu köşesine girdikten sonra hemen uykuya daldı. Adeta kendinden geçmişti. Son yirmi dört saatte çok şey yaşamıştı, kaldıramayacağı kadar çok. Uzun süre uyumuş olsa gerekti ki gözlerini açtığında hava çoktan aydınlanmış, öğle vakti gelmişti. İlk başta ne olduğunu anlamaya çalıştı, geceyi hatırladı. Sonra etrafına bakındığında artık çalılığın orada olmadığını fark etti. Çok daha yumuşak bir yerdeydi. Biraz doğrulduğunda da artık dışarıda olmadığını anladı. Daha önce dışarıdan gördüğü evlerin birinde olsa gerekti. Daha önce hiç, bir eve girmemişti. Burada her şey farklıydı. Alışık olmadığı kadar dar ve kapalıydı, bu onu biraz gerdi ama sıcak ve yumuşak bir ortamda olmak tam da onun ihtiyacı olandı.
Her ne kadar biraz rahatlamış ve acısı azalmış olsa da hemen gardını indirmedi. Hâlâ içeriye nasıl girdiğini çözememişti. Her an bir başka tehlikeyle karşılaşabilirdi. Tüm yaşananlardan sonra hiçbir şeye, kimseye güveni kalmamıştı. Bu yüzden Işıl’ı gördüğünde içgüdüsel olarak kanatları açtı ve tüylerini kabarttı. Kendini büyük ve korkunç göstermeye, gelecek darbelere karşı kendini korumaya çalışıyordu. Bir süre böyle tetikte bekledi ama Işıl ani hamlelerden kaçınıyor ve hiçbir saldırıda bulunmuyordu. Yalnızca içten gülümsüyor ve şefkatli bakışlarıyla ona doğru yavaşça yaklaşıyordu. Onunla göz göze gelinceye kadar yaklaştı ve yaralı kanatlarını okşamaya başladı. Elleri o kadar yumuşak ve nazikti ki artık derin yaraları bile acıtmıyordu. Bu okşamalardan sonra iyice rahatlamış ve bir süredir küçük bedenini sarıp sarmalayan korku bulutu dağılıvermişti.
Işıl’ı ilk defa görmesine rağmen aralarında bir bağ oluştuğunu hissetti. Belli ki o da hissetmişti. Ne de güzel gülümsüyordu. Kanadını eline aldı ve ılık bir bezle temizledi. Ağrı, sızı, hiçbir şeyi kalmamıştı. Sevgi dolu bir gülücük hepsini silip atmıştı. Işıl onu biraz daha okşayıp yaralarını sardıktan sonra ayağa kalktı ve arka odaya gitti. Işıl gözden kaybolunca bizim hareli güvercin de merak etti ve peşinden uçmaya yeltendi ama kanadı sargılı olduğundan yarı yolda parkeye düşüverdi. Sesi duyan Işıl hemen geri döndü ve küçük kuşu avucuna alıp ona evi dolaştırdı. Küçük, kutu gibi ama aydınlıktı evi. Bu, güvercinin çok hoşuna gitti. Artık iyice ortama ayak uydurmaya başlamıştı. Yavaşça Işıl’ın elinden sıyrıldı ve omzuna doğru tırmanmaya başladı ama hâlâ biraz endişeliydi. Bu durum karşısında Işıl’ın kıkırdağını gördü ve içi rahatladı. Bu iyiye işaretti. Işıl’ın omzunda, saçlarının arasında bir süre daha durdu. Işıl onu nazikçe eline aldı ve özel olarak ona hazırladığı yatağına götürdü. Minik bir kapta su ve yiyecek getirdi. Kaplara bakan güvercin ne kadar acıkmış olduğunu fark etti. Gerçekten de iki gündür hiçbir şey yememişti. Onun böyle iştahla yediğini gören Işıl içinde acıma, şefkat ve çok yoğun bir sevginin doğduğunu hissetti. Ona, iyileşinceye kadar bakmaya karar verdi.
Günler hatta haftalar geçmişti. Bizim hareli güvercin artık iyileşmişti ve uçup gitmeye hazırdı. Çok geç olmadan yuvasını kurmaya başlayıp kendine uygun bir dişi bulursa hâlâ bir çiftleşme şansı olabilirdi. Ama hiç içinden gelmiyordu. Canı hiç istemiyordu gitmeyi. Burada, Işıl’ın yanında çok mutlu, çok huzurluydu. Her geçen gün ona biraz daha bağlanıyordu. Işıl da bunun farkındaydı. Ve o da güvercini çok seviyor, ondan ayrılmak istemiyordu. Ama yine onu sevdiği için ondan ayrılması gerektiğini biliyordu. O bir ev kuşu değildi, bu doğasına aykırıydı, ona bunu yapamazdı, yapmamalıydı. Bu yüzden bir orta yol bulmaya karar verdi.
Bir sabah yine bizim güvercini omzuna aldı ve onunla beraber parkta yürümeye başladı. Onu yaralı bir halde bulduğu çalılığın yanına götürdü. Parkla ev arası çok uzak değildi, ev görünüyordu. Işıl çalılıktan birkaç dal parçası kopardı yanı başındaki ağaca yerleştirdi. Hareli güvercin onun ne yapmaya çalıştığını anlamıştı ve direnmeye çalıştı. Ama o da bunun en iyisi olduğunun farkındaydı ve o da gagasıyla bir dal parçası alıp ağaca koydu. Birbirlerine baktılar ve sessizce anlaştılar. O gün tüm gün beraber el ele verip ilkinden de görkemli bir yuva kurdular. Artık ayrılık vakti gelmişti. Işıl onun başına bir öpücük kondurdu ve yuvasına bıraktı. Hareli güvercin o, evine dönerken arkasından baktı. Yuvasında bir başına ama yalnız değildi. Boynu allı dişinin sesini duydu…




Comments