Bodrumdan Gelen Koku (5. Bölüm)
- Irmak Üzüm
- Sep 6, 2021
- 4 min read

V.
Mr. Miller, salonda Martin Davidson’un karşısına bir sandalye çekti ve oturdu. Gözlerinin içine ciddiyetle baktı ve “Senden her şeyi eksiksiz, hiçbir detayı atlamadan anlatmanı istiyorum, tamam mı? Söyleyeceklerinin kayınbiraderinin katilini bulmamıza yardım edeceğine inanıyorum.” dedi. Mr. Davidson kararlı bir ifadeyle kafasını salladı. “Tamam, anlaştık o zaman. Şimdi senden bana Oscar’ın iş hayatından bahsetmeni istiyorum. Son konuşmamızda bana işsiz olduğunu söylemiştin ama daha önce mutlaka bir yerlerde çalışmış olması gerekiyor. Daha önce hiç hastaneyle ilişkili bir işte bulundu mu?” dedi dedektif. Mr. Davidson bir süre düşündükten sonra yüzünde, önemli bir detayı hatırlamış gibi bir ifadeyle cevap verdi: “Evet, şimdi hatırladım. Aşağı yukarı 6 ay önce Santa Maria Hastanesi’nde hademe olarak çalışmıştı. Ancak orada 1 haftadan fazla çalışmadı. Girmesiyle çıkması bir olmuştu. Nedenini de hiç söylemedi. Bu yüzden aklımdan çıkmış olmalı.” Taşlar Dedektif Miller için yerine oturmaya başlamıştı. Mr. Davidson’dan hastanenin adresini bir kâğıda yazmasını isteyip aceleyle odadan çıktı ve aklından geçenleri Baş Komiser Doris’e anlattı. Bu hastaneyi bir ziyaret etmeleri gerekecekti.
~
Baş komiser ve dedektif, arabayla Mr. Davidson’un verdiği adrese giderlerken bir hareket planı yaptılar. Öncelikle hastanenin müdürüne ulaşacak ve Oscar Davis’in işten çıkmasının arkasındaki nedeni öğreneceklerdi. Ardından çalıştığı kısa süre boyunca Oscar ile temasa geçmiş ve ameliyathaneye erişimi olan çalışanlarla görüşecek ve şüpheli bulduklarını sorguya alacaklardı. Her şey yolunda gittiği takdirde günün sonunda Oscar’ın katilini bulmaları bekleniyordu. Hastaneye gittiler ve muhasebeden sorumlu Mrs. Gonzales’e danıştıktan sonra hastane müdürü Mr. Stephen Lee’nin ofisine gittiler. Mr. Lee eli yüzü düzgün bir adamdı. Dürüst birine benziyordu. Baş komiser ve dedektifi kibarca karşıladı ve içeri buyur etti. Adetten, herhangi bir şey isteyip istemediklerini sorduktan sonra doğal olarak gergin bir ifadeyle buraya gelme nedenlerini sordu. Yaşananları öğrendikten sonra bir süre sessizce gözlerinin içine baktı, hüzünlü görünüyordu. Ne yapması gerektiğini düşünüyor olmalıydı. Dedektif Miller onun doğruları söyleyeceğini düşünüyordu. Hastanesinin adının lekelenmesini istemezdi. Bu işin çabucak çözülmesi onun yararına olacaktı. Ve haklıydı da. Mr. Lee anlatmaya koyuldu…
~
Oscar Davis 6 ay önce, 5 Eylül sabahı hademe olarak işe başvurmuştu. Hastanenin temizlik alanında eksikleri olduğu için de hemen işe alınmıştı. Mr. Lee onunla oturup konuşmuş ve güvenilir bir insan olduğuna karar vermişti. Pazartesi sabahı işe başlamıştı ve dürüst olmak gerekirse işinde de gayet iyiydi. Ancak cuma sabahı işler karışmıştı. Cerrahlar sabah erken saatte yapılacak bir operasyon için ameliyathaneye girdiklerinde etrafı darmadağın halde bulmuşlardı. Malzemeler darmadağın haldeydi, bazıları yerlerde sürünüyordu. Önlük ve eldivenler kanlar içindeydi. Yerde de kan birikintileri vardı. Bu görüntü karşısında herkes şaşkına dönmüştü. Tüm cerrahlar ameliyathanedeydi ve bu karmaşaya kimin sebep olduğu bilinmiyordu. Elbette kimse iş arkadaşlarından birinin bunu yaptığına ihtimal vermiyordu. Birisi izinsiz içeri girmiş olmalı diye düşünmüşlerdi. Ardından Mr. Lee’ye haber vermiş ve suçlunun bulunması için karakolu aramasını talep etmişlerdi. Ama tam arayacakken Oscar odaya girmiş ve “Ben yaptım!” demişti. Önce herkes çok şaşırmış ve ona inanamamıştı o ısrar etmişti. Bir süredir kendini pek iyi hissetmediğini, sinir krizleri geçirdiğini söylemişti. Dün gece de yine bir kriz anında ameliyathaneyi dağıttığını ve yerdeki kanın da kendinin olduğunu söylemişti. Kesik ellerini gösterip özür dileyerek işten çıkmak istediğini belirtmiş ve onu şikâyet etmemelerini rica etmişti. Ardından da çekip gitmişti. Mr. Lee de ona acımış ve şikâyet etmemeye karar vermişti. Hem çocuğun başına iş açılmamış olur hem de hastanenin adı lekelenmez diye düşünmüş ve bu olaydan bir daha bahsetmemişti.
~
Mr. Lee doğruları söylüyordu. Dedektif Miller ifadesi için ona teşekkür etti ve kapıya doğru yöneldi. Çıkmadan da “İzninizle cerrahlarınızı sorgulamamız gerekecek, bu işin sorumlusu Oscar olmayabilir.” dedi. Mr. Lee çevik bir hareketle başını salladı. Gözlerinde dertli bir ifade vardı. İçinden tüm bunların çabucak bitmesi için dua ediyordu. Baş komiser ve dedektif, Mr. Lee’nin odasından çıkar çıkmaz konuşmaya başladılar. Dedektif Miller aklındakileri dillendirdi. Mr. Lee’nin hastanesinde bir problem çıkmasını istemediği belliydi. İyi kalpli bir adama benziyordu ve Oscar’ın başına gelenlere üzülmüştü. 6 ay önce gerçekleşen olayda da Oscar’ın söylediklerine inanmış ve daha derine inmemişti. Ancak her şeyin göründüğü gibi olmadığı apaçık ortada. Oscar’ın sinir krizi geçirdiği yoktu. Kendine zarar verme eğiliminde de değildi. Başkasının suçunu üstlenmiş olması çok daha olasıydı. Katilinin suçunu. Ancak asıl suçlunun kim olduğunu bulabilmek için tüm cerrahları sorguya çekmek lazımdı. Yapacakları da buydu…
~
Hali hazırda süren bir ameliyat olmadığından tüm cerrahlar dinlenme odasındaydılar. Hastanede çalışan on üç cerrah vardı ve şans eseri hepsi de bugün çalışıyordu. Baş komiser ve dedektif odaya girdiler ve kendileri tanıttılar ancak panik yaratmamak için cinayetten bahsetmediler. Yalnızca genel bir soruşturma yapacaklarını ve bunun üzerinde çalıştıkları vakanın çözümü için çok mühim olduğunu söylediler. Dedektif Miller önce herkesten isimlerini tanık kağıdına istedi. Tabi bunu yapmaktaki amacı sol eli baskın olanları tespit etmekti. Eğer doğrudan sorarsa çok dikkat çekeceği için böyle bir yoldan ilerlemeye karar vermişti. Ne kadar az bilirlerse o kadar iyiydi. Sonuçta on üç cerrahtan dördünün solak olduğu ortaya çıktı. Bunlar Prof. Dr. Joseph Smith, Doç. Dr. Mary Jones, Doç. Dr. Michael Johnson ve Dr. Ross Williams’tı.
~
Baş Komiser Doris diğerleriyle ilgilenir gibi görünürken Dedektif Miller bu dört cerrahı başka bir odaya almıştı. Onlardan oturmalarını rica etti. Ve bir süre hiçbir şey söylemeden onlara baktı. Bunu yaparken onları inceliyordu da. Prof. Dr. Joseph Smith altmışlarında bir adamdı. Her ne kadar güçlü bir yapıya sahip olsa da önce yasadışı işler çevirip sonra da soğukkanlılıkla bir adamı öldürecek birine benzemiyordu. Ayrıca masumluğu gözlerinden belliydi, gözler asla yalan söylemez. Hem yüzünde hiçbir tedirginlik veya gerginlik belirtisi yoktu. Ya bu işte uzmandı ya da suçsuz… İkinci seçenek ağır bastı. Uzun bir suskunluktan sonra adamı yardımlarından dolayı teşekkür ederek odadan dışarı çıkardı. Diğer üç şüphelinin kafası karışmıştı ama bir şey söylemediler. Şimdi sıra Doç. Dr. Mary Jones’taydı. Dedektif Miller onu da uzunca bir süzdü. Minyon yapılı zarif bir kadındı. İlk bakışta asla bir katil şüphelisi olarak görülemezdi ama gözleri… Masum ifadeli dudaklarının yanında gözleri onu ele veriyordu. Gözleri derinlerde bastırdığı öfke ve endişeyi yansıtıyordu, belki biraz da suçluluk duygusu. Katil olmasa bile mutlaka işin içinde parmağı vardı. Ona hiçbir şey söylemeden Doç. Dr. Michael Johnson’ı incelemeye başladı. Ama onun için söylenecek hiçbir şey yoktu. Adamın suçsuz olduğu gün gibi ortadaydı. Hafif ama gerginlikten uzak bir tebessümle ona bakıyor ve sabırla dedektif beyin işini bitirmesini bekliyordu. Konudan uzak olduğu belliydi. Onu da teşekkürlerle odadan çıkardıktan sonra Dr. Ross Williams’a döndü. Katil ondan başkası olamazdı. Gerçi bunu onu gördüğü ilk andan itibaren anlamıştı ancak diğerlerinin ona yardım edip etmediğini öğrenmeliydi. Mr. Doris de diğerlerini gözden geçiriyordu ancak kapıdan gördüğü kadarıyla diğer cerrahların bu işle bir alakaları yoktu. Bunu devam ettirmek en iyisiydi. Tekrar dönüp Dr. Williams’a baktı. Adam acınası haldeydi: Alnından terler akıyor, elleri titriyordu. Cinayeti soğukkanlılıkla işlemediği belliydi, bunu yapacak cesareti suç ortağı Miss Jones’tan almış olsa gerekti. Adam suçluluğunu saklamaya bile çalışmıyor gibiydi, her şeyi ortadaydı. Belki kadının saklı öfkesi de bundan kaynaklanıyordu.
Devam Edecek...




Comments