Trendeki Adam
- Irmak Üzüm
- Jul 10, 2022
- 2 min read

Birkaç dakikadır, hareketsiz, gözlerini gözlerime dikmiş duruyordu. Sanki benden bir cevap bekler gibiydi ama ben sorunun ne olduğundan bihaberdim. Sonunda uzun süren bu gergin sessizlikten sıkılarak ağzımı açtım. Merhaba, dedim, bir şey mi söyleyecektiniz? Yüzü sanki söylediklerime darılmış gibi bozuldu. Ne yani yanlış bir şey mi söylemiştim? Altı üstü trende on dakikadır gözlerini dikmiş bana bakan bir adama derdini sormuştum. Ağzını yüzünü buruşturması bittikten sonra sonunda konuşmaya başladı: Ben… dedi, “Beni hatırlamadınız mı Mehmet Bey?”. Şimdi iyice aklım karışmıştı, ne söyleyeceğimi bilemedim. Kimdi yahu bu adam? On dakikadan fazladır bana ters ters bakan sonra onu tanımadığımda da kırılıp üzülen… üstelik adımı da biliyordu. Ufak bir duraklamadan sonra cevap verdim: “Kusuruma bakmayın gerçekten çıkartamadım, adınızı bana bahşeder misiniz?” Burnu havada arşa yükselmiş, kibirli kibirli konuşmaya başladı: “Şaştım doğrusu efendim, nasıl unutursunuz? Maliye Bakanlığı desem…” İçimden geçirdim: “Akşam vakti çattık yine, derdi ne bu herifin, benimle uğraşıp duruyor. Tahmin oyunu mu bu nedir?” İçimdeki bıkkınlığı olabildiğince sesime de yansıtmaya çalışarak “Ben Maliye Bakanlığında çalışıyorum da siz gözüme hiç tanıdık gelmediniz. Vergi Dairesinde mi çalışıyorsunuz?” diye sordum. Adam söylediklerimi duymuyormuşçasına konuşmaya devam etti: “Geçen gün bana selam vermiştiniz…” Artık sabrım tükenmişti. Bu adamın derdi neydi? Hem akşam akşam, iş dönüşü, beni rahatsız ediyor hem de hiçbir soruma doğru düzgün cevap vermiyordu. Neyse ne diye düşündüm ve son bir kez daha sordum: “Beyefendi kimsiniz siz?” Adam yine beni umursamayıp “Her sabah işe girerken görüyorum sizi.” deyince artık canıma tak etti, kibarlığı falan bırakıp adama tek kelime etmeden yerimden kalktım ve başka bir vagona geçtim. Adamın bir problemi olduğu belliydi. Bu geç vakitte tepemi attırmıştı. Sinirlerim biraz yatıştığında merakım ağır bastı. Bu adamın kim olduğunu gerçekten merak etmiştim. Gerçekten beni tanıdığı belliydi. Giyimi kuşamı da düzgündü: Çantasından kravatına tam takım giyinmişti. Adını öğrenme umuduyla eski vagonuma gittiğimde adam orada değildi. Bir anlık hayal kırıklığından sonra çok da kafama takmamaya karar verdim. Zaten durağıma da gelmiştim.
Ertesi sabah işe giderken binanın girişinde bazı iş arkadaşlarımla karşılaştım ve bir iki laf ettik. Onlara dün akşam trende başımdan geçenleri anlattığımda yakın ahbabım Şeref Bey konuştu: “O rast geldiğin, Mustafa Efendi olmalı. Her sabah giyinir, kuşanır, elinde çantası binanın girişinde tüm gün dikilip durur. Kimse onun kim olduğunu, neden her gün buraya geldiğini bilmez. Ama buranın eskilerindendir.” Yaşananlar bir anda anlam kazanmıştı. Onlardan ayrılıp girişe yöneldiğimde Mustafa Efendi’yi elinde çantasıyla ayakta dikilirken buldum. Bir an göz göze geldik. Bana başıyla selam verdi, ben de hafif bir gülümsemeyle ona karşılık verdim…
Irmak Üzüm




Comments