top of page

Denizlerin Ardında



Bir zamanlar çok uzak diyarlarda denizlerin ardında minicik bir balıkçı kasabasında on altı yaşında güzel mi güzel bir genç kız yaşarmış. Kasabadaki saygın ailelerden birinin kızı olduğundan herkes onu sever, sayarmış. Kız çok iyi yürekli, çok yardımsever, çok şefkatliymiş. Kasabadaki aç, yoksullara yardım eder, imkânı olmayan ihtiyarların yerine denize açılır, tüm gün balık tutar; onlara yiyecek yemek getirirmiş. Ve tüm ısrarlara rağmen asla bir karşılık, ödül kabul etmez; onlara ödülünün deniz olduğunu söylermiş. Gerçekten de denize açıldığında içinde her zaman eksikliğini hissettiği bir şeylerin tamamlandığını fark eder ve bundan çok hoşlanırmış. İşte bu yüzden saatlerce maviliğin ortasında neyi beklediğini bilmeden durur ve beklermiş. Saygın bir adam olan babası her ne kadar kızının saatlerce ortadan kaybolmasından hoşnut olmasa da çoğu zaman hüzünlü gördüğü biricik kızının mutluluğunu bozmak, onu üzmek istemediğinden ses etmez, içi sıkılarak ve endişe içinde eve dönmesini beklermiş.


On yedinci yaş günü yaklaştıkça genç kız, kendini bildi bileli içinde hissettiği ve zamanla büyüyen o derin boşluğun gitgide daha da genişleyip onu yutmaya başladığını hissediyormuş. Kendini ancak azgın denizin dalgaları arasında bir yere ait gibi hissedebiliyormuş. Her ne kadar bunu garipsese de asla hislerini babasıyla paylaşmıyor ve ne zaman kendini yalnız hissetse engin denize koşuyormuş.


On yedinci yaş günü sonunda gelip çatmış. Genç kız sabah uyandığında babasının her zamankinden çok daha üzgün ve gergin olduğunu fark etmiş ancak çok üzerinde durmamış. Babası da pek konuşmaya niyetli değilmiş zaten, kızının yaş gününü üstünkörü kutladıktan sonra hemen odasına çekilmiş. Öğleden sonra tüm kasaba genç kızın doğum gününü kutlamaya gelmiş. Kız birden kendini iç daraltan bir kalabalığın ortasında buluvermiş. Her nedense bir türlü mutlu olamıyor, hatta kendini her zamankinden çok daha yabancı, çok daha yalnız hissediyormuş. Kafası dalgın, herkese yarım yamalak teşekkür ederek kalabalığın arasından sıvışmış ve kendini en ait hissettiği yere, denize koşmuş.


Kayığı ile çevik hareketlerle dalgaları aşarken denizde, uzaklarda daha önce hiç rast gelmediği ama nedense hiç de yabancılık duymadığı bir parıltı fark etmiş. Hemen o parıltıya doğru ilerlemeye başladığında bu parıltının aslında bir balık olduğunu anlamış. İyice yaklaşıp baktığında içinde onu denizin derinliklerine doğru takip etmesi gerektiğine dair yoğun ve dizginlenemez bir istek duymuş, daha önceden hissettiği hiçbir şeye benzemiyormuş. Balığın gözlerinde adeta uzun süredir aradığı benliğini bulduğunu hissetmiş. Ve çok düşünmeden, tamamen içgüdüsel bir hareketle denize atlamış. Denizin derinliklerine doğru balığın peşinden son hızda ilerlerken suyun altında hiç zorlanmadan nefes alabildiğini fark etmiş. Her şey olması gerektiği, çok doğalında gerçekleşiyormuş. Dibe vardıklarında balık bilge bir tavırla kıza dönmüş ve “Kızım, sen bir deniz kızısın, her zaman öyleydin.” demiş. Genç kız her zaman içten içe bildiği bu gerçeği hiç yadırgamadan kabul etmiş. Ancak dudaklarından şu sözcükler dökülmüş: “Peki ama neden şimdi?” Balık daha fazla uzatmak istemeyen bir tavırla “Babana sor.” demiş. Kız yoğun bir merak ve endişe içinde kayığına gerek duymadan yüzerek kıyıya ulaşmış ve evinden içeri bir yıldırım hızıyla girmiş. Kızını karşısında sırılsıklam görmenin şaşkınlığıyla çarpılan babasına bir şey söyleme fırsatı tanımadan “Bunu neden yaptın? Neden benden sakladın?” diye haykırmış. Uzun süredir bu yüzleşmeyi bekleyen babası ağlamaklı bir sesle “Çok yalnız bir adamdım, karım erken yaşta göçüp gitmiş beni bir başıma bırakmıştı…” diye söze başlamış. “Ardından bir gün denizde dertlerimle yanıp kavrulurken o bilge balık hiçliğin içinden çıkıp geliverdi. On yedi yaşını doldurduğunda gerçek benliğini sana açıklamak şartıyla seni, bir deniz kızını yeryüzüne, yuvama götürmeme izin verdi. Hiç düşünmeden hemen kabul ettim. Beni anlamalısın çok yalnız çok mutsuzdum, sonsuza dek yalnız kalmaktan ölesiye korkuyordum. Lütfen beni affet kızım.” demiş. Kız gözlerinden alevler fışkırarak “Ben senin kızın değilim ve hayır seni asla affetmeyeceğim. Bana bunu yapmaya hakkın yoktu… Bana bu acılarını çektirmeye, benliğimi benden esirgemeye hakkın yoktu… Asıl şimdi sonsuza dek yalnız kalacaksın.” demiş ve adamın cevap vermesine fırsat tanımadan çekip gitmiş.


Bu sarsıcı yüzleşmenin ardından doğruca denize, ait olduğu yere dönen genç kız kendini ilk defa bir bütün gibi hissederek bilge balığı aramaya koyulmuş, uzun bir arayışın sonunda ona ulaşmayı başarmış ve umut dolu gözlerle “Peki ya şimdi ne olacak?” diye sormuş. Bilge balık, “Şimdi yaşayacaksın.” diye cevap vermiş. Genç kız, bilge balığın sözüne uymuş ve dopdolu bir hayat yaşamış. Ömrünün sonuna kadar yüzünden gülümsemesi eksik olmamış.


Irmak Üzüm

Comments


Post: Blog2_Post

©2021 by Irmak Üzüm. Proudly created with Wix.com

bottom of page