top of page

Bodrumdan Gelen Koku (1. ve 2. Bölüm)

Updated: Sep 4, 2021



I.

5 Mart 1969


Davidson ailesi yine o meşhur pazar sofralarından birine oturmuşlardı. Mart ayının serin ama üşütmeyen havası enselerinde dolaşıyordu. Mrs. Davidson masayı donatmış, çocuklarsa heyecanla tabaklarının başında bekliyorlardı. Enfes kokular tüm verandayı sarmıştı. Her şey harikulade görünüyordu. Ama tam yemeye başlayacakları sırada küçük George iğrentiyle söylendi, “Ah! Bu koku da ne böyle, resmen midem bulandı.”. Mr. Davidson da oğluna katıldı. Gerçekten de bir anda tüm verandayı katlanılmaz bir koku ele geçirmişti. (Adeta bir çürüyüşün kokusu.) Hepsinin iştahı kaçtı. Mr. Davidson sandalyesinden kalktı ve kokunun nereden geldiğini anlamaya çalıştı. Birkaç dakika boyunca kokuyu takip etti, ama bu yolculukta yalnız değildi. İki oğlunun yanında haşmetli bir sinek ordusu da ona eşlik etmekteydi. Koku gitgide kötüleşiyordu, veranda artık nefes alınmaz haldeydi. Mr. Davidson bir şeylerin ters gittiğinden emindi, bu normal değildi. Sonunda kokunun kaynağına ulaştı. Uzun süredir kullanmadıkları, hatta anahtarının nerede olduğunu bile bilmedikleri bodrum katının girişindeydiler. Bu karanlık ve rutubetli oyuğa inen merdivenler bile bakımsızlıktan çürümüştü, kapıyı açmanınsa imkânı yoktu. Ama kokunun buradan yükseldiği kesindi. Kaynağa nasıl ulaşacaklarını düşünürlerken bodrum katına açılan küçük bir delik fark ettiler. Kara sinekler deliğin etrafında toplanmıştı. Gerçekten de çekilmez bir görüntüydü. Deliğe ışık tutmayı denediler ama görünürde bir şey yoktu. Mr. Davidson karısına da danıştıktan sonra bodrum katın kapısını açabilmek için çilingir çağırmaya karar verdi. Ancak şirketi aradıklarında pazar günü çalışmadıklarını ve yarın sabaha kadar beklemeleri gerektiğini öğrendiler.

~

Bunun üzerine o görkemli bahçelerine açılan verandanın kapısını sıkıca kapattılar ve ellerinde bulunan kokulu mumlarla idare edip günü geçirmeye çalıştılar. Mr. Davidson radyonun başına kuruldu, karısı Daniella mutfaktaydı, küçük George ve Jake ise salonda oyun oynuyorlardı. Akşama doğru (dehşet verici) kokuyu neredeyse unutmuşlardı. Saat on sularında hepsi yatağa girdi. Daniella düşünceliydi, “Bu koku da neyin nesi Martin? Resmen ölüm gibi kokuyor dışarısı. Umalım da yarın kötü bir şey çıkmasın.”. Mr. Davidson’un da aklı karışmıştı, daha önce hiç böyle bir şey yaşamamışlardı. Aklına hep en kötüsü geliyordu. Ama ne olursa olsun güçlü olması gerektiğini biliyordu. Kolunu karısının beline doladı ve kulağına fısıldadı, “Korkma eminim önemli bir şey değildir…” ve birbirlerinin kollarında uykuya daldılar. Bu sırada oğlanlar da odalarındaydılar. Jake hemen uykuya dalmıştı ama küçük George yatağında dönüp duruyordu. Bu koku onu da annesi gibi çok etkilemişti. Bir türlü uyuyamıyordu. Odanın karanlığında endişesi daha da artmıştı. Bu dayanılmaz kokunun nedeni neydi. Ölümün kokusuyla ilk defa karşı karşıya gelmenin uyandırdığı dehşet onu rahat bırakmıyordu. Uzun debelenmeler sonunda gözlerinin kapamayı başardı.



II.


Ertesi sabah uyandığında küçük George evdeki gerginliği sezebiliyordu. Kardeşi Jake hala uyanmamıştı. Saat daha erken olsa gerekti ama yine de dışarıdan hararetli ayak sesleri geliyordu. Demek anne babası uyanmıştı. Uyanık halde yatağında uzanırken aşağı kattan tanımadığı bir ses işitti. Bu herhalde dün çağırdıkları çilingir olmalıydı. Odadan çıkıp koridordaki saate baktı: 7’ye 5 vardı. Çilingirin gelmesi için oldukça erken bir saatti ama üzerinde çok durmadı. Yavaş yavaş merdivenlerden indi ve alt kata ulaştı. Annesi divanda oturmaktaydı. “Günaydın anne!” dedi ama annesinden bir karşılık alamadı. Kafası karışan George annesinin surat ifadesini gördüğünde şoka uğradı. Güzeller güzeli annesinin yüzü bembeyazdı, elleri titriyordu. Gözleri ıslaktı ama ağlayamayacak kadar sarsılmış görünüyordu. Devamlı olarak ne olduğunu sormasına rağmen ondan bir türlü cevap alamıyordu. Sanki konuşmak istiyor da sesini çıkaramıyor gibiydi. İyice endişelenen George babasını aramaya koyuldu. Salonda değildi. Bodrum katın girişinde olacağını düşündü, verandaya doğru ilerledi ama verandanın kapısını açtığında yüzüne çarpan çürüyüşün kokusuyla geri çekilmek zorunda kaldı. Koku dünden beri daha da çekilmez hale gelmişti.

~

Sonunda hırkasıyla yüzünü kapatarak babasının yanına ulaştı. Babası da annesinden halliceydi. Yüzü kireç kesmiş, bakışları donuktu. Çilingir de şaşkın görünüyordu. Asla yaşayacağını düşünmediği bir olay başına gelmiş gibiydi. Ki gelmişti de. George karanlık oyuğa iyice yaklaştığında sabah güneşinin aydınlattığı ONU gördü. Dayısı Oscar’ın ölü bedeni. İlk başta gözlerine inanamadı. Elleri boşa düşmüştü. Hırkayı unutunca kokuyu hatırladı. Gözleri yandı ve midesi bulandı. Sonra öğürmeye başladı. Boş mideyle öğürmekten yoruldu ve kendini toparlayıp içeriye, annesinin yanına koştu. Onun kolunun altına girdi ve beraber ağlaştılar. Annesi hala kendine gelememişti. ‘Tüm bunlar nasıl, ne ara yaşanmıştı? Nasıl mümkün olabilirdi? Oscar’la daha geçen hafta görüşmüşlerdi. Nasıl da hayat dolu ve neşeliydi. Kimin aklına gelirdi böyle bir şeyin yaşanacağı? Asıl kim böyle bir şey yapardı? Neden, ne uğuruna? Bunu yapmaya kimin yüreği yeterdi ki? Ve onların bodrumunda ne işi vardı? Bu her şeyi daha da karıştırmakta, karmaşıklaştırmakta ve zorlaştırmaktaydı. Şimdi bir de polisi aramaları gerekecekti. Büyük ihtimalle cinayet soruşturma da işin içine karışacaktı. Tüm bunlara nasıl katlanacaklardı? Her şey nasıl bu raddeye varmıştı?’

~

Kendini yıpratıncaya kadar ağlamakla geçen birkaç saatin sonunda küçük George yorgunluktan bayılırcasına divanda uykuya daldı. Gözlerini açtığında polis arabalarının ışıkları bahçelerinde parıldıyordu. Dışarıdan gelen birçok adamın sesi birbirine karışmış bir halde kulağına çalınıyordu. Divandan doğrulan George gergin adımlarla babasının yanına gitti. Babası hala onu bıraktığı yerde duruyordu ama bu sefer yalnız değildi, yanında asık suratlı, ciddi bakışlı polis memurları dikiliyordu. Bu değişim George’a yaşananları, gerçeği bir kere daha hatırlattı: Hayatları bir daha asla eskisi gibi olmayacaktı. Düşünceli ve korkmuş halde yukarı, odasına çıktı. Jake de çoktandır uyanık olmasına rağmen hala yatağında oturmaktaydı. Evde yaşananları sezmiş olmalı ki yatağından çıkmamaya karar vermiş, kendi güvenli ortamından ayrılmamıştı. George abisinin yatağına girdi ve ona sarıldı. Beraber kucak kucağa yattılar.

~

Yarım saat kadar sonra, polis memurlarıyla işi şimdilik biten babaları ve biraz olsun sakinleşebilmiş anneleri yanlarına geldi. Beraberce Jake’in yatağına oturdular ve yaşananları, yani en azından şimdilik yaşandığını düşündüklerini çocuklarına anlatmaya çalıştılar. George’un da tanık olduğu gibi dayıları Oscar bodrum katlarında ölü bulunmuştu. Bu korkunç sahneyi görür görmez hemen polisi aramışlardı. Polis memurları cinayet soruşturması başlatmışlardı. Şu ana kadar yapılan incelemeler sonucunda Oscar’ın boynuna aldığı bir bıçak darbesiyle kan kaybından hayatını kaybettiğini öğrenilmişti (Maktulün boynundaki kesiğin düzgünlüğü Baş Komiser Doris’in dikkatini çekmişti). Cinayetin yaklaşık 3 gün önce işlendiği düşünülüyordu ancak (beden) adli tıbba gönderildiğinde daha net bir ölüm saati belirlenecekti… Daniella yüksek sesle iç çekti, hıçkırıklarını bastırmaya çalışıyordu, gözleri yeniden dolmuştu. Kardeşinin ölümünden bahsetmek onu zorlamıştı. Çocuklar için güçlü duracağına söz vermesine rağmen bunun düşündüğünde daha zor olduğunu anlamıştı. Biraz soluklanıp kendini toparlamak için odadan çıktı.

~

Odaya geri döndüğünde Martin ile göz göze geldiler, küçük bir tebessüm ettikten sonra yeniden çocukların yatağındaki yerini aldı. Kaldıkları yerden devam ettiler. Baş komiser Mr. Doris, cinayet soruşturmasını başlatan memur, şimdiden ifadelerini almıştı. Cinayetin işlendiğinin düşünüldüğü cuma günü Mr. ve Mrs. Davidson, aile dostları Morganlarda ve çocuklar da geçici bakıcıları Miss Marbela’da olduklarından şimdilik herhangi bir suçlamayla karşı karşıya değillerdi. Bu iyi haberdi. Tabi bunu kanıtlayabilmeleri için Morganlar ve Miss Marbela tanık olarak çağırılacak ve sorgulanacaklardı. Yine de endişelenmelerini gerektirecek bir durum söz konusu değildi. Polis de bunun farkındaydı. İşte bu yüzden onlarla uğraşarak vakit kaybetmeyecekler ve daha kapsamlı bir soruşturma yürütmesi için ünlü dedektif Mr. Jacop Miller’i olay yerine çağırmışlardı. Çağrıya anında cevap veren Mr. Miller yarın şu anda şehir dışında olduğunu ancak yarın erken vakitte olay yerine teşrif edeceğini belirtmişti. Yarın en tez vakitte burada bulunması bekleniyordu. Onlara da beklemekten başka çare kalmamıştı…


Devam Edecek...

Comments


Post: Blog2_Post

©2021 by Irmak Üzüm. Proudly created with Wix.com

bottom of page